Yukarı Çık
ESEN KALIN!
31 Aralık 2019 Salı 11:24:59
577 kez okundu.
Şu okuduğunuz yazı, 70 yılı aşkın süredir yazdığım binlerce yazının en zoru olacak… Çünkü bu bir veda yazısı; ‘gidip de gelememek, gelip de bulamamak var’ dedikleri.. 92 yıllık acılı tatlılı, inişli çıkışlı bir ömrün içinden süzülerek geliyor. .

Başkalarını üzmemeye, kırmamaya çalışırken parçalanmış, kül ufak olmuş bir benliği ince ince yakarak geçiyor..

            Uzun ömrün acısı tatlısından çok.Başta anne baba ve kardeşler, eş ve dostlar hatta evlatlar beklemediğin zamanlarda birer birer gittikçe senden de bir şeyler koparıp götürüyorlar…

                        *

            Devrimlerini tamamlayamadan, 7 düvelin işgalinden kurtarıp kurduğu ‘Demokratik, Lâik, Sosyal Hukuk Devleti’ni iç mikroplardan arındırıp kökleştiremeden, 57 yaşında aramızdan ayrılan Baş Komutanımız, Baş Öğretmenimiz, Baş Çiftçimiz, Büyük Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bıraktığı acılar elbette acıların en büyüğü ve en onmazıdır…

            Çok güvendiği Türk Gençliğine, 7’den 95’e (ben dahil) emanet ederek korunup kollanmasını istediği varlığımızın ve geleceğimizin yegâne temeli olan ‘en kıymetli hazinemiz’i -O’nun öngördüğü ve aynı Çanakkale’de askere emrettiği anlamda canımızı koyarak- koruyup kollayabildik mi?...

            Hayır, koruyup kollayamadık!..

                        *

            Ben, 1946 seçimlerinde Kepirtepe Köy Enstitüsünde okurken ilk kez oy kullandım. Seçimleri iktidardaki CHP kazandı. 1950’de Erzurum’da askerdim, seçimleri DP kazandı. 1951’de Lüleburgaz’da çıkan ÖZDİLEK gazetesinde gazeteciliğe başladım.

            Atatürk’ün Başbakanlığını yapmış olan Celal Bayar Cumhurbaşkanı, toprak zengini Adnan Menderes de Başbakan oldular.

            Önce Halk Evlerini, sonra, 1954’de adlarını İlköğretmen Okuluna çevirerek Köy Enstitülerini kapattılar. 

            1955’te ağır bir ekonomik kriz yaşandı. Tepkiler başladı, baskı ile susturdular. 27 Mayıs 1960’ta askeri darbe ile iktidardan uzaklaştırıldılar..

            Keşke, insanları bölmeye, ötekileştirmeye, kavgaya dayalı ‘Arap Baharı Demokrasisi’ yerine Atatürk’ün öngördüğü ‘kayıtsız şartsız halk egemenliğine dayalı’ demokratik sistem hilesiz uygulansaydı da acılar ve sıkıntılar yaşanmasaydı...

                        *

            Önder’in ilk sayısı 26 Nisan 1962 tarihini taşır..

            Darbeler felaketlerle gelir; hiç sevmem. 27 Mayıs darbesinin bir iyi tarafı oldu:  Bilim adamlarına uygarlığa kapı açan güzel bir Anayasa hazırlattılar.  Nitekim 1965’te yapılan seçimde tek oy’un bile boşa gitmediği “milli bakiye” sistemi uygulandı, İşçi Partisi bile yurt genelinde aldığı oyları toplayarak Meclise 15 milletvekili gönderdi.

            İşte biz, eşim Ümmü ile bu güzel havadan yararlanarak günlük bir gazete çıkarmaya karar verdik. Amacımız, Atatürk devrimlerini desteklemek, uygarlık düzeyini aşma talimatını gerçekleştirmek yolunda görevimizi yerine getirmekti.  Adını da, Atatürk’ün önderlik sıfatını isim olarak verdiğimiz, ancak 3 yaşında kaybettiğimiz oğlumuzun anısına ÖNDERkoyduk.

            Gazete benimsendi, Köy Enstitüsü çıkışlılar içinde dünya ölçeğinde ün yapan Mahmut Makal’ın bile “Ben, Cumhuriyet gazetesinin yanında bir de Keşan’da çıkan Önder gazetesini okurum ve yararlanırım” diye övdüğü Önder; okunur,aranır oldu…

            İşyeri değil ama evler edindik. 3 çocuğu üniversitede okuttuk…

                        *

            Ne oldu da kapatmak zorunda kaldık?..

            Yetmediği yerde destekleyebilecek yan işler yapamadık. Oysa şirket sözleşmesinde yapabileceğimiz çok işler vardı;onlara giremedik.  1997’de eklediğimiz ‘Emlak Komisyonculuğu’nuda beceremedik. Bir sürücü kursu ortaklığım vardı, onu ise ağır yaralı olarak teslim aldım…

            Ekonomik kriz zamları, işsizliği getirince, Basın İlan Kurumu istihdam yaratmak için kadro artırımı yanında  gazetenin  gelirlerine el koydu.Faturaları ilanı verene değil BİK’a kesmeye başladık. İlan ücreti eskiden peşin ödenirken, bu kez bölünerek, bir kuruma borç varsa o kesilerek,  komisyon düşülerek ve ikiye bölünerek zorunlu ödemelerin olmadığı zamanlarda banka hesabımıza yatırılıyor.  Böyle bir ödemenin işe yaramayacağını anlamak için sanırım hesap uzmanı olmak gerekmiyor.

            Ayda yaklaşık 10 bin liralık ilan geliyor, masraf toplamı 25 bin lira.  Edindiklerimi sattım. Sistem düzelir, kriz biter diye bekledim. Kriz bitmedi, işler düzelmedi ama benim gücüm tükendi, sağlığım zarar görmeye başladı…

            Neyse ki, çocukluğundan beri tanıdığım çalışkanlığını beğenim takdir ettiğim, onun da beni Feyzullah Amcası olarak sevdiğine inandığım Belediye Başkanımız Mustafa Helvacıoğlu, onur verici bir çözümle beni rahatlattı.

            “Ben, tarihi hastanemizi Müze haline getirmeyi düşünüyorum. Bu düşüncem Belediye Meclisimizce de uygungörülürse, Önder’i orada yaşatalım. 58 yıllık arşivini tarihi baskı makinesi ile müzeye konulabilecek ne varsa alalım.” dedi.

            Çocuklarla görüştüm, dostlarla görüştüm. Elbette Önder’in yaşatılmasını isteyenler oldu ama sonunda Önder’i Müze’de gelecek kuşaklara emanet etmek gerçekleşti.

            Bunun gerçekleşmesinde emeği ve katkısı bulunan, başta Keşan Belediye Başkanı Sayın Mustafa Helvacıoğlu’na, kararı ittifakla alan Keşan Belediye Meclisinin tüm üyelerine, Belediye Başkan Yardımcıları Yakup Balcı ve Ahmet Altay’a teşekkürlerimi sunarım.

            ÖNDER’i çıkarıp yaşatmak için benimle birlikte fedakarca çalışanlara, özellikle fikir yazılarıyla çok kaliteli kocaman bir kadro oluşturan büyüklerime, dostlarıma (burada adlarını yazabilmem için gazetenin arşivine girmem gerekir, birinin adını atlasam kahrolurum) teker teker hepsine teşekkür ve minnetlerimi sunuyorum. Önder’in  ‘meccani –parasız- muharrirleri onlar. Hakları asla ödenemez, adlarını Keşan Kent Müzesi’ndeki ÖNDER arşivlerini karıştırdıkça göreceksiniz…

  Ve Okurlarımız; kuşaktan kuşağa Önder’i bırakmayanlar..

            Yaşatmak için abone dışında bile para ödeyenler..

            Ya her sabah caddeye bakan camda gazeteyi okuyan, okunma oranını yükseltip kasaya yararı olmayan sevgili okurlar, bugün Önder’i son kez okuyorsunuz, farkında mısınız?

            Yarın size nasıl yardımcı olabiliriz acaba?!..

            (Feyzullah AKTAN)

 

                                                          

Bunu Sosyal Medyada Paylaş :

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.