Yukarı Çık

Memleketimden İnsan Manzaraları 189 AL BENDEN DE O KADAR!

5 Kasım 2018 Pazartesi 12:07:33
39 kez okundu.

“Sen çağın insanısın

    insan gibi yaşamak için

      dünyadasın

        ama sen hâlâ

         kulun kulu olarak

             yaşamaktasın...”

                         ESAT  YAVUZTÜRK

 

Bugünlerde çokça tartışılan bir konu var:

Atatürk’ün İş Bankası’ndaki  % 28 dolayındaki hissesi...

Çok iyi bilirsiniz ki, bu para, Atatürk’ün kendi parası değildi. Babasından da miras kalmamıştı.

Pekiyi, neydi kaynağı? Şöyle bir anımsayalım:

Mustafa Kemal Paşa önderliğinde kurtuluş mücadelesini başlattığımız 1920’de TBMM toplanmıştı Ankara’da. İstanbul, İzmir, Antalya, Maraş, Antep, Urfa işgal altındaydı.

Yeni bir orduya ihtiyaç vardı. Ordunun da topa, tüfeğe, cephaneye…

Her zaman olduğu gibi, yine halkımızın omuzlarındaydı yük. Dört yıllık bir Dünya Savaşından yeni çıkan halkın yeni bir yüke dayanacak gücü kalmamıştı.

Halifenin de bulunduğu Osmanlı İmparatorluğu’nun başkenti İstanbul’un İngilizler ve Fransızlar tarafından işgal edildiğini, Türk halkının buna isyan edip ayaklandığını öğrenen Hindistan’daki Müslümanlar, Türkiye’ye yardım için para toplarlar. Bunu öğrenen Ankara hükümeti, milletvekillerinden oluşan bir heyet oluşturur. Heyet başkanı olarak Antalya Milletvekili Rasih Hoca’yı (Aksekili Rasih Kaplan) seçip Hindistan’a gönderir.

Uzun ve meşakkatli bir yolculuktan sonra alınıp getirilen bu yardım parası, TBMM Reisi Mustafa Kemal Paşa’ya teslim edilir.

Bu paranın bir kısmı ile silah ve cephane alınır; geri kalan “ne olur ne olmaz” denerek yedekte tutulup saklanır.

Zafer kazanılıp Cumhuriyet kurulduktan sonra, devrimler yapılarak çağdaş uygarlık atılımları başlar. Böyle bir zamanda, millî bir bankaya ihtiyaç duyulur.

Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal, yedekte tutup sakladığı bu parayı Celal Bayar’a vererek İş Bankası’nı kurdurur.

Bu paranın Hindistan’dan alınıp yurda getirilmesinde büyük hizmeti olan Rasih Hoca’dan da söz edelim kısaca:

Soyadı kanunundan sonra “Kaplan” soyadını alan hocamız, 1950 yılına kadar CHP Antalya Milletvekili olarak görev yapar. Ömrünün son günlerini Akseki’de küçük bir evde geçirir. Öldüğünde bankada 10 TL parası olduğu görülür. Cenazesi Akseki Belediyesi’nce kaldırılır.

“Vay be! Sen onca parayı al, getir, teslim et. Ayrıca 30 yıl milletvekili olarak hizmet et; banka hesabında 10 TL bulunsun yalnızca. Ne yeteneksiz adammış bu!” demez mi, bu gerçeği öğrenen pek çok kişi?

Toplumbilimci dostum Osman Nuri Yıldırım, “Ömür Böyle Geçti” adlı eserinde Rasih Kaplan’dan yukarıya aldığım bilgileri verdikten sonra, Ahmet Hamdi Akseki’den de söz eder.

Bilirsiniz, Cumhuriyet döneminin ilk Diyanet İşleri Başkanı’dır; Ahmet Hamdi Akseki. Şöyle yazmış dostumuz:

“Ahmet Hamdi Bey, aydın bir din adamıydı ve uzun yıllar Diyanet İşleri Başkanlığı yapmıştır. Bir Avrupa gezisi dönüşü Akseki’nin Bucak merkezi Güzelsu’da ninem, Avrupa’da neler gördüğünü sorunca: “Ne göreyim, bizim inancımız onlarda yok; onların insanlığı da bizde yok.” yanıtını verir. Onun bu sözlerini çok anlamlı buluyorum.”

“90 küsur yıl öncesinin Diyanet İşleri Başkanı, fotoğraf konusunda ne düşünüyordu?” derseniz, işte cevabı:

“Bir keresinde de Akseki’deki arkadaşları O’na beraberce fotoğraf çektirme önerisinde bulunur. O da onları kırmaz. Fakat herkesin elini yüzünü yıkamasını, saçlarını toplamasını, üslerini, başlarını düzeltmesini söyler. Sonra da orada bulunan kadın erkek hep birlikte fotoğraf çektirirler.

“Bunun ne anlamı var da yazıyorsun derseniz, size şunu söyleyeyim ki, günümüzde hâlâ fotoğrafı günah sayan, onun olduğu yerde namaz kılmayı dinî yönden yasak kabul eden insanlar var da, ondan...”

Dahası, şu bilgiler de o kitaptan:

“Ahmet Hamdi, Bülent Ecevit’le Rahşan Hanım’ın nikâhını da kıyan kişidir. Onlarca yıl sonra, Ahmet Hamdi Akseki’nin damadı olan Mehmet Altınsoy, Ankara Belediye Başkanı oldu. Onun bir kızı İngiltere eski başbakanı Tony Blair’ın oğlu ile evlendi.”

Sanki bu makam Aksekililer’e tapulanmış gibi, A. H. Akseki’den sonra, Diyanet İşleri Başkanlığına bir başka Aksekili olan Hasan Hüsnü Erdem atanır. O da Akseki’nin Sadıklar köyündendir.

Oğlu olduğunu tahmin ettiğim, aynı köyden Sadık Erdem, 1950’li yıllarda, Demokrat Parti (DP) Antalya Milletvekili idi.

Bursa’da yaşayan Emekli Cumhuriyet Başsavcısı ve Yazar dostum Ali Rıza Cemeroğlu’nun yakın akrabası imiş Ahmet Hamdi Akseki.

Bir telefon söyleyişimizde onunla ilgili bir anısını anlatmıştı:

Yıl 1950… Yazar dostum Antalya Lisesi’ni bitirince, Hukuk fakültesinde okumak ister. Babası, Ahmet Hamdi Akseki’ye verilmek üzere bir mektup tutuşturur eline. O yıllarda üniversiteye giriş sınavı falan yok.

Elinde lise diploması olan herkes, lise bitirme sınavında aldığı notlara göre istediği fakülteye girebiliyor. Dostumuz, İstanbul Hukuk Fakültesi’ne kayıt olmak istemektedir. Ama diploması bu fakülteye girmeye elverişli mi, değil mi, bunu bilmemektedir. Ailesinin akrabası Diyanet İşleri Başkanı’nı ziyaret edip babasının yazıp gönderdiği mektubu verir:

“Dayıcığım, ben İstanbul Hukuk Fakültesi’nde okumak istiyorum. Başvuranları diploma derecesine göre seçiyorlarmış. Babamın size selamları var. Bana bu konuda yardımcı olmanızı rica etti.” der.

Ahmet Hamdi Akseki, mektubu okuyup birkaç saniye düşündükten sonra:

“Bak yeğenim, İstanbul Hukukta öğretim üyesi çok iyi tanıdığım hocalar var. Hangisine telefon etsem, hayır demez. Ama gel böyle olmasın. Sana torpil yapılmasına aracı olmam, bir başka gencin hakkını yemek olur ki, bu bana hiç yakışmaz. Sen kendi bileğinin hakkıyla kazan istediğin fakültede okumayı. Öylesi çok daha iyi olmaz mı?” deyip başarılar dileyerek uğurlar yeğenini.

Bir “Diyanet İşleri Başkanı”na da böylesi yakışırdı işte!

Bu anısını anladıktan sonra, sözünü şöyle bitirdi dostum:

“Dayımın bu davranışından sonra, O’na karşı olan sevgi ve saygım bir kat daha arttı.”

Al benden de o kadar; Ali Rıza Bey dostum; al benden de o kadar!

 

        *Değerli meslektaşım Vahit Özcan’ın ölüm haberini ÖNDER’de görünce, Keşan’da görev yaptığım üç güzel yıl (1969-1972) bir film şeridi gibi akıp geçti; gözlerimin önünden. Demek ki şimdi O da çok sevgili dostlarım Şekip Işık, Nezihe Işık, Yaşar Samyeli, İlhan Özalp, Ahmet Uzun, Haspi Sözbir ve âbisi Mehmet Özcan’ın yanında şimdi. Başta sevgili eşi Melek Hanım olmak üzere tüm sevenlerine baş sağlığı dilerim. Işıklar içinde uyusun hepsi de.

HÜSEYİN ERKAN

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.