Yukarı Çık

DEMOKRASİNİN GÖLGELERİ

30 Ocak 2019 Çarşamba 12:01:16
269 kez okundu.

Bu haftaki yazımda işleyeceğim konuları; hafta içinde ve değişik zamanlarda kısa notlar halinde yazmıştım. Yazı başlığı bulmakta yine zorlandığımı belirtmeliyim. 31 Mart 2019 günü, kurum ve kuruluşlarıyla Türk Demokrasisi yeni bir sınav verecek. Sandığa gidecek ve demokratik hakkımız olan oy verme işini gerçekleştireceğiz. Yazı başlığını önce DEMOKRASİ olarak düşündüm. İnternete girip demokrasinin tarifini bir defa daha okuyunca, TÜRK İŞİ DEMOKRASİ olarak değiştirmek fikri daha ağır bastı. Siyaset arenasındaki söylemleri süzgeçten geçirince, iyi bir sınav veremediğimizi düşünerek üstteki başlıkta karar kıldım.

DEMOKRASİ: Etimolojik kökeni; “demos” (halk) ve “kratos” (egemenlik) kelimelerine dayanır. Demokraside egemenliğin gerçek sahibi birey ve nihayetinde bir devlet sınırları içinde yaşayan halk’tır. Demokrasi; tüm vatandaşların, devlet politikasını şekillendirmede, eşit hakka sahip olduğu bir yönetim biçimidir.

Her ne kadar demokraside egemenlik hakkı birey ve halk’ın olsa da, demokrasi; herkesin her istediğini yapabileceği bir yönetim şekli değildir. Haklar ve ödevler yasalarla belirlenmiştir. Her birey bu yasalar çerçevesinde hareket etmek zorundadır.

Anayasa’mızın 94, Siyasi Partiler Yasası’nın 24. Maddesi; Meclis Başkan ve Başkanvekilleri, siyasi faaliyetlere katılamaz demesine rağmen, Meclis Koltuğunda oturan Sayın Binali Yıldırım hem bu görevine devam ediyor, hem de İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi için siyasi faaliyet içinde bulunuyor. Bana göre bu; Türk Siyasetine ve demokrasiye düşürülmüş bir gölgedir. Gölgenin daha büyüğü ise Sayın Yıldırım’ın: “Seçim, siyasi faaliyet değildir” açıklamasıdır.

Demokrasinin tarifinde, egemenliğin gerçek sahibi olarak; birey ve nihayetinde devlet sınırları içinde yaşayan halk gösterilmektedir. 31Mart’ta yerel seçim yapacağız. Köy Muhtarını, İlçe, İl ve Büyükşehir Belediye Başkanları ile onların meclis üyelerini seçeceğiz. Seçeceğiz sözü; her zaman havada kalmaya mahkûmdur. Keşan’ı yönetecek kişiyi Keşan’daki birey veya halk değil, Ankara’daki bir veya birkaç kişi belirliyor. Biz sadece onların belirlediği kişileri oyluyoruz. Hani Demokrasi; tüm vatandaşların, devlet politikasını şekillendirmede eşit haklara sahip olduğu bir yönetim şekliydi. Eşit haklara saygı göstermemek, demokrasinin gölgesi değilse, nedir?

Günümüz demokrasisinin en büyük gölgesi; yaşadığımız süreçte toplumu bölen söylemlerdir. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi koalisyonları bitirecek, dendi, koalisyonlar zorunlu hale geldi. Demokrasisi gölgelerle dolu Türkiye bu konuyu, ittifaklarla çözdü. İttifak deyince aklıma; Birinci Dünya Savaşı’ndaki İTTİFAK ve İTİLAF Devletleri geldi. Hadi onlar savaş yapıyordu, biz, seçim yapıyoruz. Ama öyle söylemler geliştirildi ki seçim mi yapıyoruz, kavga mı ediyoruz, belli değil.     İki ittifaktan birinin adı: CUMHUR İTTİFAKI, öteki: MİLLET İTTİFAKI. Kusura bakmayın ama iki adı da doğru bulmuyorum. Keşke hiç ad vermeselerdi. İki isim de; toplumu kutuplaştırmaktan başka bir işe yaramamıştır. Cumhur; halk demektir. Bu ittifakta halk varsa, öteki tarafta kalanlar kim? Öteki ittifakta Millet varsa karşı ittifakta olanlar kim? Cumhur İttifakı’nın, demokrasiye düşürdüğü gölgeden bahsetmeden geçemeyeceğim. Millet İttifakı, haliyle karşı ittifakı eleştirmektedir. Ama bu ittifak hakkında aşağılayıcı söylemler geliştirdiğini duymadım.

Yukarıda; yaşadığımız süreçte toplumu bölen söylemlerin, demokrasinin en büyük gölgesi olduğunu yazmıştım. Millet İttifakı için Cumhur İttifakı liderlerinden biri: “İLLET İTTİFAKI” derken, bir diğeri: “ZİLLET İTTİFAKI” diyebiliyor. İLLET; hastalık, dert demek, ZİLLET ise hor görülme, horlanma, aşağılanma demektir. Eleştiri ile hakaret aynı şey olmasa gerek.

Yerel seçim sonucunu BEKA MESELESİ olarak yorumlamak ise demokrasimizin üzerindeki gölge değil, adeta kara bir lekedir. Emperyalist (yayılmacı) düşüncenin egemen olduğu günümüz dünyasında her devletin bir beka sorunu vardır. Beka; kalıcılık, ölmezlik demektir. Cumhur İttifakı sözcüleri; “seçimi biz kazanamazsak, ülkemizin geleceği tehlikededir” demek istiyorlar. Her ülke gibi Türkiye Cumhuriyeti de; varlığını, kurum ve kuruluşlarıyla ayakta tutan bir devlettir. Ülkemizin geleceği şahıslara bağlanırsa bu; o kişilere ölümsüzlük bahşetmek olur ki, böyle bir durum, işin tabiatına da, doğanın kanunlarına da aykırıdır. Kendilerini, bu ülkenin geleceğiyle eşdeğer görenlere; Mustafa Kemal’in: “Benim naçiz vücudum, elbet bir gün toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır” özdeyişini, bir daha okumalarını öneririm.

Taraflı yayın yapan basının da demokrasi üzerinde gölge oluşturduğunu söyleyebiliriz. Her siyasi görüşe yer vermeye çalışan yazılı ve görsel basın, bir elin parmaklarından azdır. Birilerinin beyaz dediğine, karşı siyasi düşünceler siyah derken, kimse kimsenin fikrine saygı duymamaktadır. Basında; iktidarın sesi %90 duyulurken, muhalefetin sesi %10’la sınırlıdır. Bir köşe yazarımız, Cumhur İttifakı’nın bir il belediye başkan adayı ile tanışmış. Başkan Adayı bu yazarımıza: “Ben, … İlin belediye başkan adayıyım” dedikten sonra: “Üç ayrı bakanlıkta bakan yardımcılığı görevinde bulundum. Bakan yardımcılıklarında elde ettiğim deneyimle, Ankara’nın imkânlarını… İline taşıyacağım” demiş. Bu nasıl bir kişiliktir ki, işlevleri farklı üç ayrı bakanlıkta bakan yardımcılığı görevine layık görülmüş?

Gölgede kalan hiçbir ürünün gelişimi, güneşte kalanla aynı olmayacaktır. Siyasi söylemlerin gölge ettiği demokrasinin de sağlıklı gelişmesi mümkün değildir. Gölge konusuna bir örnek verip, siyasi kadrolardan beklediğimi belirterek yazıma son vereceğim.

Normal yaşamı reddedip, bir fıçı içinde yaşamını sürdüren Diyojen adını duymuşsunuzdur. Bir gün yürüyüşe çıkan Makedonya Prensi İskender’in yolu, Diyojen’in içinde bulunduğu fıçının olduğu yere düşer. Herkes; prense el pençe-divan dururken, Diyojen hiç oralı bile olmaz. Diyojen, İskender’in sorularına aykırı yanıtlar verse de Prens: “Seni sevdim, dile benden ne dilersen” deyince, Diyojen’in yanıtı yine aykırıdır: “Güneşimi kapatıyorsun, gölge etme başka ihsan istemem” der.

31 Mart 2019 günü yapılacak yerel seçimde muhtarımızı,  belediye başkanımızı belirleyeceğiz. Her seçilenin, öncelikle; vatandaşa verdiği sözleri yerine getirmesini temenni ediyorum. Diyojen’e “dile benden ne dilersen” diyen prens gibi bir aday bana rastladığında aynı soruyu sorsa, vereceğim yanıt: “demokrasiye gölge etmeyin, başka ihsan istemem” olacaktır. Hiç şüphe yok ki gölgesiz demokrasi; aydınlık yarınlarımızın garantisi belgesi olacaktır.  

Saygılarımla. 27.01.2019                               Mehmet USLU- Emekli Öğretmen        

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.