Yukarı Çık

Memleketimden İnsan Manzaraları (202) ÇOK PARA KAZANMANIN SIRLARI

4 Şubat 2019 Pazartesi 12:12:41
659 kez okundu.

“Arap ağırlıklı Müslümanlarla Hintliler aynı masadalardı.                              

Garson gelerek tek tek sorup siparişleri alıyordu.

Yemek çeşitlerini saydı. Müslümanlar evvela bir et yemeği istediler;

‘Ama domuz eti olmasın’ diye uyardılar. Hintliler de et yemeği istedi.      

Onlar da, ‘Sığır eti olmasın’ dediler.                                                                                 Yemekler geldi. Biri diğerinin yemediği yasaklı eti                                                                 öbürünün karşısında yedi. Hiçbirine bir şey olmadı.”                                    

Umut Peşinde  (*)                                                                                                               

H. Esat Yavuztürk

Benim öğrencilik ve öğretmenlik yıllarımda, “Çok para kazanmanın sırları” diye bir konu yoktu; hiçbir ders kitabında. Şimdi var mıdır; bilmiyorum. Olsa duyardım, birilerinden. Sağır değiliz ya!

Onca gereksiz şey varken ders kitaplarında, bu çok önemli konu, bu herkesi birinci derecede ilgilendiren soru neden işlenmez okullarda, sınıflarda, derslerde? Bu soruya cevap verebilecek bilginlerimiz mi yok acaba? Var olmasına var da, “Bu çok önemli sırrı niçin vereyim başkalarına” diye mi düşünürler yoksa?

Bana sorarsanız, bugüne değin ‘Millî Eğitimimizi’ yönetenler, “Paranın ne önemi var! Yenmez, içilmez; el kiri bir nesnedir o. Önemli olan iyi insan, iyi yurttaş yetiştirmek” ilkesini benimsemişler. Haksızlar mı? Bir an için, okumuşlarımızın çalışkan, dürüst, her durum ve koşulda bile gerçeği söylemekten korkmayan yurttaşlar yerine, kişisel çıkarını her şeyin üstünde tutan insanlar olduğunu düşünün. Ne feci olurdu ülkemizin hali; değil mi?

Bu konuyu hiç düşünmemiştim; yakın zamana kadar. Girişe kısa bir parça aldığım Umut Peşinde adlı kitapta anlatılan bir olay düşündürüp durdu beni.  Hiç bilmediğim, kırk yıl düşünsem aklımın köşesinden geçmeyecek bir şey öğrendim ben, bu kitaptan.

Evet, evet… Yeni öğrendiğim her şeyi nasıl paylaşmışsam sizlerle bunu da paylaşacağım elbet:

Günlerden bir gün, 1960’lı yıllarda Almanya’da fabrikada çalışan bizim Kemaliyeli yurttaşımız Hüseyin’i, işyerindeki yöneticilerden Albercht Maass, odasına çağırır telefonla. Selam vererek içeri girdiğinde Hüseyin, bakar ki, bir kişi daha var odada. Maass, oturan adamı işaret ederek, “Memleketin Türkiye’den gelen bir tüccar… Bizden elektrikli süpürge almaya gelmiş” der.

Hüseyin, “Hoş geldiniz” deyip tanıştıktan sonra, Bay Maass, “Bay Hüseyin, beyefendi Almanca bilmiyor. Biraz Fransızcası var ama anlaşamıyoruz. Hem tanışın, hem yardımcı olun; diye çağırdım sizi” der. Tüccarın arzusunu öğrenen işçimiz, aktarır bunu Bay Maass’a:

Efendim, tüccar yurttaşımız, 1000 adet elektrikli süpürge alacakmış. Ancak, faturayı farklı istiyormuş. “Ne demek farklı fatura? Nasıl yani?” diye sormuş Bay Maass. Tüccarımız da anlatmış:

“Aldığım her süpürgeye 76 Mark ödeyeceğim. Tamam, bunda anlaştık. Ama ben faturaya 76 Mark değil, 160 Mark yazılmasını istiyorum.”

Almanlar, biz Türkler gibi zeki değil, kalın kafalıdırlar biraz! Bay Maass’ın kafası bunu anlar mı, anlamaz mı, sonuç olarak bu öneriyi kabul eder mi, etmez mi; bilemem. Bu O’nun bileceği iş artık, bize ne! Hüseyin de görevinin sona erdiğini düşünüp kalkmak için davranınca, Bay Maass, tüccar yurttaşımızın kaldığı otelin adresini verip, akşam görüşüp konuşmak için gidebileceğini söyler.

Hüseyin, iş çıkışı, aynı fabrikada çalışan Türk arkadaşı Atay’la birlikte verilen adrese gidip tüccarla buluşur. Üç katlı otelin önünde küçük bir bahçe vardır. Mevsim yaz olduğu için, bahçede oturup konuşurlar:

-Hangi şehirde yaşıyorsunuz?                                                                                                              -İstanbul’da…                                                                                                                                                 -Hangi semtte oturuyorsunuz?                                                                                                      -Kışın Kurtuluş’ta, yazın Adalar’da…                                                                                              -İşyeriniz nerde?                                                                                                                                  -Mısır Çarşısının arkasında…                                                                                                   -Mal götürmek için döviz çıkarmaya izin veriyorlar mı?                                                                 -Veriyorlar ama çok güçlük çıkarıyorlar.                                                  

-1 Markı kaçtan alıyorsunuz?                                                                                                               -Resmî kur 3 lira 16 kuruş…                                                                                                                 -Elektrikli süpürge tutuluyor mu Türkiye’de?                                                                                         -Tutulmasa götürmem elbet.                                                                                                         -Kaçtan satabiliyorsunuz?                                                                                                           -Genelde 1400 – 1500 lira…                                                                                                                     -Efendim, merak ettiğim bir şey var.                                                                                        -Buyurun!                                                                                                                                                -Fatura fiyatını farklı yazdırmak istediniz. Neden? Ne fark eder ki?                 

-Burada ticaretin bir püf noktası var: Bir süpürgeye 76 Mark ödediğim halde 160 Mark ödemiş gibi gösterince, aradaki farkı kur farkıyla kıyaslayınca fatura farkı olarak açıktan ve peşinen bir kazanç sahibi oluyorsunuz. Satarken de bu yüksek fatura üzerinden yüzde kârını koyarak ayrıca bir kâr ediyorsunuz.”

Almanlar için, “kalın kafalı” der bizimkiler ama sanıyorum; ben Almanlar’dan daha kalın kafalıyım! Zira yaklaşık 45 yıldır ticaretle uğraştığım halde, tüccar yurttaşımızın şu fatura oyunuyla nasıl bir kazanç sağladığını anlayamadım gitti. Şöyle sonlanmış bu ilginç diyalog:

-İyi ama 160 Mark ödedim diye döviz çıkardığınız halde, 76 Mark ödediniz. Aradaki farkı ne yapıyorsunuz?                                                                                                            

-O farkı da İsviçre’deki banka hesabıma yatırıyorum.                                                 

-İsviçre bankasındaki bu para ne işe yarıyor ki?                                                         

-İnsanlık hali, ne olur ne olmaz! Gerektiğinde bir yerde kullanılıyor. Mesela Avrupa’ya geldiğinde para sıkıntısı çekmezsin.

Saat 11.00’e doğru Hüseyin ve Altay izin isteyip Ayrılırlar. Kemaliyeli işçimiz, eve gidince, İstanbullu tüccarımızın anlattıklarını uzun uzun düşündükten sonra:

“Vay anasını!.. Demek ki bol para, çok para böyle sahtekârlıkla kazanılıyormuş. Acaba büyük zenginler, o büyük servetlerini hangi vurgunlarla elde ettiler?” diye düşüncelere dalar.

Bilmem; böyle tehlikeli sorular, iktisat fakülteleri ve ticaret üniversitelerinde soruluyor mu?

Hüseyin Erkan     huseyinerkan@dilemyayinevi.com.tr

(*) Umut Peşinde, H. Esat Yavuztürk, Yön Yayın Dağıtım, İstanbul 1995              İletişim: Yayınevi Tel. (0212) 511 79 16; Yazar Tel. (0212) 211 26 02

 

 

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.