Yukarı Çık

ÖZÜR MANİFESTOSU

5 Şubat 2019 Salı 12:08:41
385 kez okundu.

Yazı başlığına tekrar dönmek üzere siyaset arenasında bir tur atmak istiyorum.

TBMM Başkalığı koltuğunda otururken,  istifa etmeden İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı için aday adaylığını açıklayan Sayın Binali Yıldırım hidayete ermiş olacak ki, 19 Şubat’ta istifa edeceğini açıkladı. Olması gereken de zaten buydu. Geç alınmış ve geç uygulanacak bir karar olmakla beraber, “buna da şükür” demeliyiz. Çünkü burası Türkiye, demeden edemiyorum.

CHP Ankara Büyükşehir adayı Mansur Yavaş için doğum yeri, CHP İzmir Büyükşehir adayı Tunç Soyer için ise babası ile ilgili tartışmalar devam ediyor. Har iki tartışmanın da yanlışlığını vurguluyor, her iki olayla ilgili olarak tarihten örnekler vermek istiyorum.

Mansur Yavaş Beypazarılı değil, Makedon göçmeniymiş. Bu eleştiriyi AKP Ankara Adayı Sayın Mehmet Özhaseki’nin değil de, eski başkan Melih Gökçek’in yapması manidar değil midir? Doğum yeri tartışmasına Mustafa Kemal bile alet edilmişti.

1922 Aralık Ayı Meclis toplantısında, daha sonra yapılacak milletvekili seçimleri ile ilgili olarak;  Erzurum, Mersin ve Canik (Samsun) milletvekilleri Meclis’e bir önerge vermiş. Önergedeki 14. Maddenin özeti şu: “Büyük Millet Meclisi’ne üye seçilebilmek için; bugünkü sınırlar içindeki mahaller ahalisinden olmak ve bir yerde 5 yıl aralıksız ikamet etmek zorunludur.” Maddenin tek amacı Mustafa Kemal’i Meclis dışında bırakmaktır. Mustafa Kemal Selanik doğumludur ve cepheden cepheye koştuğu için bir yerde 5 yıl aralıksız ikamet etmesi (oturması) imkânsızdır.

Mustafa Kemal sinirle söz alır ve kürsüdeki uzun konuşmasını şöyle bitirir: “Eğer düşmanlar amaçlarına ulaşmış olsalardı, Tanrı korusun, bu tasarıya imza koyan bayların memleketleri de sınır dışında kalabilirdi.” Önerge reddedilmiş, Mustafa Kemal seçimlere katılmıştır. Bugün yurt dışında işçi olarak çalışan, o ülkelerde Belediye Başkanı, Milletvekili hatta bakan olan vatandaşlarımız yok mu? Mansur Yavaş’ın doğum yeri Beypazarı Belediye Başkanlığı döneminde nasıl ki tartışma konusu yapılmamışsa şimdi de yapılmamalıdır.

CHP İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adayı Tunç Soyer’in babası 12 Eylül’ün Askeri Savcısıymış. Bir kişiyi abası üzerinden yargılamak ne kadar doğrudur? İşte size tarihten bir örnek:

Zeki Kuneralp; dışişleri bakanlığının açtığı sınavı derece ile kazanır. İlk ve orta öğrenimini İsviçre’de yapmış, Bern Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirmiştir. Atama belgesinin üzerinde: MENFİ (olumsuz) yazmaktadır. Dosyalar, zamanın Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün önüne gelir. İnönü bunun nedeni sorunca: “Efendim, Ali Kemal’in oğludur” derler. Ali Kemal; Damat Ferit Paşa Hükümeti’nin Maarif (Milli Eğitim) ve İçişleri Bakanlığı’nı yapmış, Milli Mücadele ve Atatürk karşıtı olduğu bilinen bir kişidir. 1922 de İzmit’te linç edilerek öldürüldüğü yazılıdır. Zeki Kuneralp; İsmet İnönü’nün iziyle Türkiye dönmüştür. İnönü: “Biz bu Cumhuriyeti kanla kurduk, kinle yürütemeyiz, babası yüzünden çocuklarını cezalandıramayız” der ve MENFİ kelimesinin yerine MÜSPET (olumlu) yazarak dosyayı imzalar. Kuneralp; yurt dışında 24 yıl büyükelçilik yapmıştır.

Gelelim özür manifestosuna: Siyasi söylemde manifesto: Toplumsal bir hareketin siyasal inanç ve amaçlarının açık ifadesidir. AKP Genel Başkanı ve Partili Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan partisinin 11 maddeden oluşan yerel seçim manifestosunu açıkladı. Manifestoda: Şehir planları, Altyapı ve Ulaşım, Kentsel Dönüşüm, Benzersiz Şehirler, Akıllı Şehirler, Çevreye Saygılı Şehirler, Sosyal Belediyecilik, Yatay Şehirleşme, Halkla Birlikte Yönetim, Tasarruf ve Şeffaflık, Değer Üreten Şehirler, başlıkları var.

Ülke nüfusunun dörtte biri, yani 20 milyon kişi, Ankara ve İstanbul’da yaşamaktadır. İstanbul ve Ankara’yı 1994’ten, Türkiye’yi de 2002’den beri AKP zihniyeti yönetmektedir. İstanbul için: “Biz bu şehre ihanet ettik, bundan ben de sorumluyum” diyen de, 15 Temmuz sonrasında: “Her şeye rağmen, bu hain örgütün gerçek yüzünü çok daha önceden ortaya dökememiş olmanın üzüntüsü içerisindeyim. Bundan dolayı hem Rabbimize hem de milletimize verecek hesabımız olduğunu biliyorum. Rabbim de milletim de bizi affetsin” diyen de AKP’li Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’dır. Bu sözler; başarısızlığın itirafıdır, aynı zamanda özür dilemektir.     Yerel seçim manifestosunda; her şehre bir kimlik, doğaya uygun ruhsat vereceklerini, dikey mimariden yatay mimariye geçeceklerini, kişiye özel parsele ve şirkete özel imara hayır diyeceklerini açıklayanlar: Ülkemin ekonomik verileri S.O.S. verirken, bunları hangi gelirle yapacaklardır? Daha önce İstanbul’da parsel ve kişi bazında imar izni verilmiş, rant üreten gökdelen şehri yaratılmıştır.

Manifesto hayata geçirilebilse bu; şehircilikte reform demektir. Hani siz sağlıkta reform yaptık demiştiniz. Dikkatli okuyun: Sağlık Bakanı Fahrettin Koca: “İlaçta; %54, malzemede; %82, cihazda; %84, aşıda; %100’e yakın dışarı bağımlıyız” demiş. Reform dediğiniz bu mu?

Belediyecilikte yaptıkları hataları; çeyrek asır geçtikten sonra farkına varıp, özür manifestosu hazırlayanları, yapacakları hatalar sonrası, yeniden bir özür manifestosu hazırlamaları için yarım asır daha bekleyecek miyiz, diye sormadan edemiyorum. Saygılarımla. 03.02.2019

Mehmet USLU- Emekli Öğretmen

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.