Yukarı Çık

MİLLETE, MEMLEKETE ADANMIŞ BİR ÖMÜR (2)

13 Şubat 2019 Çarşamba 12:16:45
350 kez okundu.

Onlara: “İki ayyaş” dediler. 1920’lerde siyasi partiye dönüşen zihniyete bugün; “illet” diyorlar, “zillet” diyorlar. Zavallı bir gazetemiz: “Zulüm; 1923’te başladı”  diye başlık atabiliyor.    Onlar ki; Kurtuluş Savaşı’nı kazanıp, 600 yıllık ümmet toplumdan, bir ulus devlet yarattılar. Onlar ki; Yabancıların elinde olan ulaşım ağını, parasını ödeyerek geri aldıkları gibi, ülkemin ana arterlerini, demiryolu ağı ile birbirine bağladılar. Onların sayesindedir ki; 1922 yılında, Ordu’muzun ihtiyacı olan mermiler, Kastamonu İnebolu’dan Ankara’ya kağnılarla taşınırken, iki yıl sonra, yani 1924 yılında, İstanbul-Ankara arasında, uçaklarla yolcu taşınmaya başlandı. Ankara, Kayseri ve Eskişehir’de uçak fabrikaları kuruldu.

Yine onlar sayesindedir ki; yurdun dört bir yanına, ülke ihtiyacına cevap verecek fabrikalar kurulurken,  yedi bölgeye,  cahilliği yok etmek üzere 21 adet Köy Enstitüsü açıldı. 1929-1930 Dünya ekonomik krizi atlatıldığı gibi, ülke 2. Dünya Savaşı’nın dışında tutuldu.

Mustafa Kemal askeri dehasını; Trablusgarp’ta, Çanakkale’de, Kurtuluş Savaşı’nda kanıtlamıştı. O’nun sadece söylemlerini okusanız, birçok konuda bilgi sahibi olduğunu anlarsınız. Bugün size O’nun ekonomi dehasını kanıtlayan bir eserinden bahsedeceğim. Bu eser; 1937’de kurulmuş bir fabrikadır. 2019’da bile böyle bir fabrika olduğuna ihtimal vermiyorum. Her şeyiyle insana parmak ısırtacak bu eserin kısa öyküsünü okumaya ne dersiniz?

Krediyi Ruslar vermiş, makineleri onlar getirmiş, tesisler Rus mühendisler eliyle kurulmuş. İşçileri de Rus mühendisler eğitmiş, yapacaklarını öğretmiş. Yılmaz Özdil’i dinlemeye ne dersiniz?

2 bin 500 işçinin çalıştığı bu fabrikayı; 1937’de bizzat Atatürk açtı.

İşçilere;  kadınlı-erkekli balolar düzenleniyordu. 700 kişilik sinema salonunda haftada altı gün film gösteriliyordu. Tiyatro salonu, işçilerin tiyatro kulübü vardı. Müzik grubu, müzik korosu, hatta fabrikanın radyosu vardı. Fabrikada piyano bulunuyor, resim-heykel sergileri açılıyordu. Fabrika’nın futbol takımı Sümer Spor maçlarını; Türkiye’nin ilk alttan ızgaralı futbol sahasında yapıyordu. Basketbol-voleybol sahası, güreş minderi, boks ringi, tenis kortu, paten pisti, bisiklet parkuru vardı.

Laboratuvarlı, ameliyathaneli 40 yataklı hastanesi, eczanesi, ilkokulu, işçilerin çocukları için kreşi vardı. Giyecek kooperatifi, fırını vardı. İşçileri şehirden fabrikaya getirip götüren gıdı-gıdı adı verilen mini treni vardı. Kendi enerjisini kendisi üreten santralden Nazilli’ye bile elektrik veriliyordu.

Nazillili genç kızlar için meslek kurslarının yanında, halka okuma-yazma kursu da veriliyordu. Civar köylere sağlık personeli gönderiliyor, hastalar tedavi ediliyor, ücretsiz ilaç veriliyordu. Bölgedeki sıtma salgını; fabrikanın sağlık ekibinin çalışmaları sonucu yok ediliyor.

İşçiler için 264 dairelik toplam bin kişilik lojman yapılmış. Fabrikanın halka da açık olan bir hamamı, demirhanesi, marangozhanesi, dökümhanesi vardı.

Daha fabrika açılmadan, fabrikada kullanılacak pamuk türevleri geliştirilmiş, 28 pamuk çeşidi tescil ettirilmiş, bu türevlerle Ege Bölgesi’nin pamuk üretimi artırılmıştır. Rusya’dan 200 adet tohum ekme makinesi, pamuk tarlasında kullanılmak üzere modern tarım aletleri getirilip çiftçilere dağıtılmış.

İşin can alıcı tarafı ne biliyor musunuz? Bütün bunlar; bugünkü gibi yap-işlet-devret modeliyle değil, devletin kasasından tek kuruş çıkmadan, Ruslara; portakal-mandalina, greyfurt verilerek yapılmış. Bugün hayal bile edilemeyecek bu tesis; 82 yıl önce parayla değil, akılla, zekâ ile kurulmuş.

Fabrikanın adı: Türk Tekstilinin temeli kabul edilen,  Nazilli Sümerbank Basma Fabrikasıdır.

Bu harika eser sadece bir fabrika değil: 2 bin 500 işçinin aileleri, fabrikaya hammadde sağlayan çiftçi aileleri ve üretilen malları satanların ailelerini de hesaba kattığımızda yüz binlerce kişinin ekmek teknesi demektir.

Kitapta; Mustafa Kemal’in yaşamı boyunca geçirdiği rahatsızlıklar, gördüğü tedaviler de dile getirilmiş. Ömrünün büyük bir bölümü cephe savaşı ve kalkınma savaşı meydanlarında geçen birinin sağlıklı bir yaşam sürmesi beklenemez. Mustafa Kemal, millet ve memleket meselelerini hep ön planda tutmuş, kendi sağlığını hiçe saymış, çalışmalarıyla, bir ömrü adeta millet ve memleket adına feda etmiştir.

Sevgili ATA’M. “Ben gerektiği zaman, en büyük hediyem olmak üzere, Türk Milleti’ne canımı vereceğim” demiştin. Gerektiğinde karlar üzerinde yattın, ümmet toplumdan bir ulus devlet yarattın, devrimlerinle değerlerimize değerler kattın, ilkelerinle geleceğimizi aydınlattın. Bu beden bu çalışma temposuna 57 yıl dayanabildi. Ebedi istirahatgâhında ışklar içine yat.

İlke ve devrimlerinin ışığı sönmedi, sönmeyecek, Atatürk ölmedi, ölmeyecektir.

Saygılarımla. 10.02.2019

Mehmet USLU- Emekli Öğretmen

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.