Yukarı Çık

BİR KOLTUK UĞRUNA

5 Mart 2019 Salı 11:50:33
443 kez okundu.

Sevgili Okurlar:

İzninizle, yazı başlığına geçmeden bir-iki güncel konuya değinmek istiyorum.

Milletimizin ortak değerlerinden Büyük Müzik İnsanı Âşık Veysel, yaşamının son günlerinde hastanede yatmaktadır. Ziyarete gelen TRT Muhabiri: “Üstat nasılsınız” diye sormuş, Âşık Veysel’in yanıtı: “Âdet olduğu üzere iyiyim diyeyim, ama iyi olsam hastanede ne işim var” olmuştu.

Sayın Erdoğan; biber-patlıcan kuyruklarını “VARLIK KUYRUĞU” olarak açıklamıştı. Geçen hafta konuyu detaylı olarak yazmıştım. Zonguldak Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü kadrosuna sadece 1 (bir adet) temizlik işçisi alınacaktır. Bir kişilik kadro için müracaat edenlerin sayısı 6198 kişi. Yanlış okumadınız, tam altı bin yüz doksan sekiz kişi. Şimdi soruyorum: Varlıklı insanların, bir kişilik kadro için altı bin yüz doksan sekiz kişilik kuyrukta ne işi var?

Vergi Konseyi 134. Genel Kurulu’nda konuşan Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak adını vermediği bir ülkeden: “ Türkiye'ye 26 milyon adet posta geldi, gelen postalar 0-2 kilogram arasında olup, içindeki ürünlere ilişkin vergi ödenmedi” söyleminde bulunmuş. Daha önce de yazmıştım; iktidar olup muhalefet ağzıyla konuşmak, bu olsa gerek. Sayın Bakan’a sormak isterim: Serhat Şehri Edirne sınırlarında yakalanan kaçak göçmenlerden, doğu ve güneydoğu sınırlarımızın yolgeçen hanı olduğunu biliyoruz. Türkiye’min gümrük kapıları da mı yolgeçen hanıdır?

Yazılarıma güzel yorumlar getiren meslektaşım ve Önder’in değerli yazarlarından Hüseyin Erkan Hoca’m; bazı ünlü düşünürlerin resimleri üzerine yazılmış özlü sözlerini, mail yoluyla göndermiş. Teşekkürlerimle bugün birini kullanmak istiyorum. Mevlana: “Bir insan bilmiyorsa ne istediğini, hem seni ziyan eder, hem kendini” demiş.

Sosyal medyada beyaz sakallı bir hoca videosu dolaşıyor. Hoca dua ediyor, âmin diyenlerin sesi duyuluyor. “Bu seçimden zaferle çıkmamızı nasip eyle, biz biliyoruz ki bu; İslam’la küfrün savaşıdır. Bu savaştan İslam’ın çıkmasını nasip eyle, kâfir güruha fırsat verme, onlara bir başkanlık, bir muhtarlık dahi ihsan eyleme yarabbi. Geçmişte yaptıklarını biliyoruz, gelecekte de ne yapacaklarını biliyoruz yarabbi. Bunlara oy verenlere de hidayet eyle yarabbi” diyor.

Öncelikle şunu vurgulamak istiyorum: Bu insan ne istediğini bilmiyor. Yaptığı dua ile kendini ziyan ettiği gibi: Milleti’ni de, Devletini de, Hükümeti’ni de, hatta kutsal İslâm Dinini de ziyan ediyor. 17 yıldır bu ülkeyi yönetenlere şu uyarıyı yapmadan edemiyorum: Din konusunda meydanı; cemaat, tarikat ve meczuplara bırakırsanız, olacağı budur.

Artık sıra, koltuğa geldi.

Atatürk, Amasya ziyaretindedir. Vali Konağı’nda yörenin ileri gelenleriyle sohbet ederken, sakalları beline kadar inen biri dikkatini çeker. Valinin kulağına eğilip; “kim bu” diye sorar. Vali: “Şıhtır, hatırı sayılı kişidir” der. Şıhı yanına çağıran Atatürk: “İmanın ölçüsü sakalın boyunda değildir. Şunu rica etsem de en azından Peygamber Efendimizin ki gibi kısaltsan” der ve eliyle boyun altı hizasını gösterir. Şıh: “Emrin olur Paşam” der ve yerine çekilir.

Aradan zaman geçer, Atatürk şıhı hatırlar ve Amasya Valisi’ne telefonla durumu sorar. Vali; şıhın sakalının aynen durduğunu, hatta kimseye el sürdürmediğini söyler. Atatürk biraz sonra nazırını çağırır ve kendi el yazısıyla yazdığı yazıyı, Amasya Valiliği’ne tebliğ etmesini ister.

Ertesi gün Amasya’dan, şıhın Ata’yı görmek üzere Ankara’ya yola çıktığı haberi gelir. Şıh; huzura çıkar: Sakal kesilmiş, sinekkaydı tıraş olunmuş, saçlar kısaltılmış, kılık-kıyafet baştan sona değişmiş, şıh; bambaşka bir adam olmuştur. Atatürk’ün mesai arkadaşları durumu anlayamaz ve O’na; “Paşam, sakalına el sürdürmeyen şıha ne ettiniz de, sakalının kökünden kesilmesini sağladınız” diye sorarlar. Atatürk gülümser ve: “Dün akşam Amasya Valiliği’ne, bir yazı ile şıhı Afyon’a vali olarak atadığımı bildirdim” der.

Atatürk, bir yazı daha hazırlayıp, yine nazırı vasıtasıyla yazıyı şıha iletmesini söyler. Şıha iletilen ikinci yazıda ne mi yazmaktadır? Gelin hep beraber okuyalım: “İnancın ölçüsünün, sakalda olmadığını anladığına sevindim. Valilik meselesine gelince: Bugün koltuk uğruna kırk yıllık sakalından vazgeçebilen, yarın, başka şeyler için Milleti’nde bile vazgeçebilir. Seni böyle bir ikileme mahkûm bırakmayalım. Kal sağlıcakla.” Fazla söze gerek var mı?

Bu olayı niye mi anlattım?

Yazılarımdan, benim siyasi görüşümü bildiğiniz düşünüyorum. Hiç bir siyasi partinin kapısından içeri adım atmamış biri olarak, eleştirmekle beraber, herkesin siyasi görüşüne saygı duyarım. Hatta bir siyasi görüşü belirli bir süre savunup, fikirlerinin uyuşmadığını görüp, normal zamanlarda parti değiştirenlerin de görüşüne saygı duyarım. Ancak bir seçim öncesi; “bana koltuk vermediler” deyip, istifa edenlere, başka partilere geçenlere, benden saygı duymamı bekleyemezsiniz. İstifa edip, uzun süre sonra yapılacak seçimlerde başka partilere geçenleri de hoş karşılayabiliriz.

Bildiğiniz gibi yerel seçim öncesi listeleri beğenmeyip, partilerinden istifa edenler olduğu gibi kendine koltuk verilmeyenlerin de istifa ettikleri, hatta başka partilerden aday olduklarını görüyoruz. Bir koltuk uğruna başka partilere geçenlere Atatürk’ün yukarıdaki söylemiyle seslenmeye ne dersiniz? “Bugün bir koltuk uğruna yıllardır gönül verdiği partisinden vazgeçebilen, yarın, başka şeyler için Milleti’nde bile vazgeçebilir.” Bugün A Partisini terk edenin, yarın B partisini de terk etmeyeceğini kim garanti edebilir?

Saygılarımla. 03.03.2019

Mehmet USLU- Emekli Öğretmen

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.