Yukarı Çık

DOKTOR

15 Mart 2019 Cuma 12:04:25
1326 kez okundu.

Selahattin Arcan, Osmanlının son yıllarında 1910 yılında Edirne'de doğduğunda babası Edirne defterdarıydı.

Sekiz yaşlarına geldiğinde Edirne'nin ünlü Selimiye camiinde hatim indirdi. Şimdiki gibi Kuran'ı Kerimi Arapça ezberleyip okumak gibi değil, anlayarak okuyordu. Osmanlının alfabesi Arapça oolduğundan ve Osmanlının dili Arapça, Farsça ve Türkçe karışımı bir dil olduğundan Kuran'ı anlamıyla birlikte ezberleyip okumak onun için pek zor olmamıştı. Daha sonraki yıllarda gittiği cuma namazlarında imamın yanlış okuduğu ayetleri ve Kuran'a aykırı vaazlarına kızıp namazı yarıda bıraktığı çok olmuştur. Babası Süleyman beyde aynı olayları yaşamıştır. Müzük bilgisi ve güzel sesinden dolayı çok güzel mevlütte okuyan Selahattin beyin bu yetenekleri ve Kuran bilgisini aile fertlerinden başka dışarıda insanlar pek bilmezdi. Çünkü o dini reklam aracı olarak kullanmadı ve Tanrı ile arasına kimseyi sokmamıştır.

Osmanlı yıkılıp Cumhıriyet kurulduktan sonra babası Uzunköprü'ye mal müdürü olarak göreve başladığında Selahattin bey de tıp faküldesine başladı. Tıp fakültesinden mezun olup ilk görev yeri Datça'ya 1936 yılında geldiğinde babasıda Aydın Söke de görev yapıyordu. Söke'ye babasını ziyarete geldiğinde, Söke eşrafından ve babasının komşusu ve arkadaşı olan bir beyefendinin kızını görüp beğenir ve 1938 yılında evlenir.

Datçadan sonra Badrum da görev yaparken köylere eşek üzerinde göreve gidip gelen doktorun bu yıllarda iki kızı olur.

İkinci dünya savaşıyla birlikte Trakya sınırlarına dayanan Alman orduları bütün halkı tedirgin etmiştir. Doktor beyin emekli olduktan sonra Çöpköye yerleşen babası Süleyman bey, değirmencilik yapan oğlunu işinin başında bırakarak, karısını ve iki küçük torununu alıp İstanbul Fındıkzade deki evlerine yerleşirler. Bu arada doktorun şimdi hukukçu olan kızı tüberküloz olmuştur. O da kızını tedavi için İstanbul da çoçuk hastanesine yatırır ve eşini refakatçi olarak yanında bırakır. Büyüyünce doktor olacak olan büyük kızı Tendü'yü Fındıkzade'ye babasının yanına bırakıp Bodrum'a döner. Daha sonra tayini İstanbula çıkar ve kızının 7 ay süren tedavisinden sonra İstanbulun pahalılığına dayanamaz ve 1950 yılında İzmir'e tayin ister ve olur. İzmir Sağlık il müdürlüğü ve Samsun Sağlık il müdürlüğü görevlerinden sonra 1953 yılında Ankara da Sağlık Bakanlığı zat işleri müdürlüğü ve 1960 tan sonra Sağlık Bakanlığı müsteşar yardımcılığına atanır. Bu görevde emekli olana kadar uzun yıllar kalır. O yıllar iktidarlar değiştikce bürokratlar değişmezdi. O yılların Chp ve Ap hükümetlerinde görevinin başında kalmıştır.

Selahattin bey, Trakya'ya görevli veya izinli geldiğinde köydeki evimize gelirdi. Sigarası bitince biz küçükleri, köy bakkalına gelincik sigarası almaya gönderirdi. Geldiğimizde para üstünü almaz, "bu sizin ayak hizmetinizin karşılığı" derdi. Ben, benim bir büyük abim ve küçük amcamın ben yaşlardaki iki kızı, hep birlikte koşarak gider, sigarayı alıp gelirdik. Şimdi düşünüyorum da; amcamın sigarası sık sık bitiyordu, aslında bitmiyordu da bize para vermek için gerekçe hazırlıyordu.

Biri doktor, biri hukukçu, iki kız babası olan Selahattin Arcan 1979 başında emekli olup, 44 yıllık çalışmasının karşılığı edinebildiği İzmir'deki evine yerleşir. Yedi aylık emekli yaşamından sonra 25 Ağustos 1979 günü hayata gözlerini yumar.

Dini bilgisini reklam ve gösteriş için kullanmayıp, Tanrı ile arasına kimseyi sokmayan, devletin yüksek makamlarında olmasına rağmen gösterişten uzak sade bir yaşam süren bu adam benim amcam.

Amcamın yaşadığı yıllarda fakirlik mi varmış, yoksa insanlar tok gözlü mü idiler?

Şimdiki zamanımızda zenginlik mi var, yoksa insanlar aç gözlü mü oldular?

Varın birazda siz düşünün.

Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bir bürokratını anlattım sizlere. Fazla uzatmadım fakat yazının okuyucuları düşündürmesini ve geçmişi bu günlerle mukayese etmesini istedim.

14 Mart Tıpçılar günü kutlu olsun

Cengiz Arcan

14 Mart 2019

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.