Yukarı Çık

KABAK KİMİN BAŞINA PATLAYACAK

14 Mayıs 2019 Salı 12:56:51
276 kez okundu.

Birçok kişinin sorumlu olduğu bir olaydan, sınırlı sayıda kişinin zarar veya ceza görmesi durumunda: Kabak, onun veya onların başına patladı, deriz.

Yüksek Seçim Kurulu’nun kararları kesindir, itiraz edilemez, ama tartışılamaz değildir.

1999 Marmara Depremi’nde, çarpık yapılaşma ürünü binaların yıkılması sonucunda binlerce vatandaşımız ölmüş, Müteahhit Veli Göçer günah keçisi olarak seçilmiş, cezaevine girmişti. Birkaç yıl yattıktan sonra o da tahliye olmuş, belki de binlerce suçlunun hesabı, bir kişiyle kapatılmıştı.

YSK’ nın; 6 Mayıs 2019 kararı sonrasında yargı, bir günah keçisi bulmak ve cezalandırmak zorundadır. Aksi takdirde seçim değil, YSK kararı şaibeli duruma düşecektir. Karar toplantısında; iptal yönünde oy kullanan yedi üyenin hiç söz almadığı iddiaları doğru ise şaibe duygusu daha da kuvvetli hale gelecektir. YSK; iptal kararını oybirliği ile alsa veya İstanbul Seçimleri’nin tamamını iptal etse aynı tartışma olmayacaktı. Böyle durumlarda; 11 kişilik kurulun vereceği 5’e 6, 4’e 7 kararlar, daima tartışmaya, eleştirmeye açık kararlardır. YSK; belki de verdiği kararda zorlanmadığı kadar, bu kararın gerekçesini bulmakta ve yazmakta zorlanacaktır. Topluma; bu kararın siyasi değil hukuki bir karar olduğunu anlatmak, bana göre deveye hendek atlatmaktan daha zordur. YSK’nın; daha önce verdiği kararlar ile bu kararın çelişkisini savunması, kolay değildir.

YSK, sayım döküm cetvelleri ve Sandık Kurullarının teşkili konusunda usulsüzlük olduğu gerekçesiyle,  Büyükşehir Belediye Başkanı oylarını iptal etti. Oysa aynı zarfın içinde üç oy daha vardı. Aynı zarftan çıkan üç oy geçerli, bir oy geçersiz. Oy pusulasında iptali gerektirecek bir belirti yoksa o oy da geçerli olmalıdır. Ortada; bir 16 Nisan mühürsüz oy pusulası kararı var.

16 Nisan 2017 Referandumunda YSK, mühürsüz oy pusulalarının geçerli sayılması yönünde verdiği kararda gerekçe olarak: “Sandık seçmen listesinde yazılı herkesin oy kullanma hakkı bulunmaktadır, seçmene yüklenecek bir kusur yoktur. Anayasal hakkını kendisinden beklenen yükümlülüklere uygun olarak kullanan seçmenin oyunun geçerli sayılmamasının, yönetime katılma hakkının özünü ortadan kaldıracak bir sonuç yaratacağı açıktır” demiştir.

31 Mart seçimlerinde görülen usulsüzlüklerde de; seçmene yüklenecek bir kusur yoktur. Bu karar; seçmenin, yönetime katılma hakkının ortadan kaldırılması sonucunu doğuruyor.  O halde başkasının suçu, neden seçmene yükleniyor? Suç ve cezanın şahsiliği ilkesi; ihlal edilmiş oluyor.

Bu kararın; şimdilik kazananı yoktur ama kaybedeni vardır. Kaybeden; Türk Demokrasisi ve Türkiye Ekonomisi’dir. Bu kararla; “Türkiye seçim meselesini dünyada en iyi gerçekleştiren ülkedir. Bu konuda bugüne kadar dünyadan tek bir eleştiri almış değiliz” tezi çökmüş, doların yükselişi ile dış borç artmış, her ferdin üzerine iki günde 300 TL borç eklenmiştir. Şimdilik, kazananı yoktur ama yarın olacaktır.  İnancım odur ki; 23 Haziran öncesinde Ekrem İmamoğlu’na, sahte delillerle bir suç yükleyip soruşturma açılmaz ve önü kesilmezse, seçimi açık ara kazanacak ve her şey çok güzel olacaktır. Seçim sonrası da mazbata alınmaz ve yerine kayyum atanmazsa, 5 yıl süreyle İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olarak görevde kalacaktır. Bazılarının korkusu; İmamoğlu’nun bugünkü konumu değil, ileride elde edebileceği konumlarıdır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan: “CHP döneminde il başkanları valiydi” diyordu. AKP döneminde de valiler Belediye Başkanı olmaya başladı. Erdoğan Ankara Ticaret Odası toplantısında: “İmzasız, mühürsüz ve yazıları eksik olarak YSK sistemine girilen veya kaybolan sayım döküm cetvelleri ile sandık kurulu üyeleriyle ilgili usulsüzlükler birlikte değerlendirildiğinde 123 sandıktaki 42 bin oy sorunlu hale geldi” diyor. Şu AKP’li yetkili ve sözcüler, 42 bin zarftan çıkan dört oydan birinin etkilenip, diğer üçünün nasıl olup da etkilenmediğini bir anlatsalar, diyorum.

YSK, sadece seçimi iptal etmekle kalmamış, İmamoğlu’nun mazbatasının alınmasına ve karara konu olan ilgililer hakkında suç duyurusunda bulunulmasına karar vermiştir. İmamoğlu’nun yerine de derhal İstanbul Valisi, Büyükşehir Belediyesi Başkanvekili olarak atanmıştır. Siyaset yapması yasak olan devlet memurunun siyasi bir kurumun başında bulunması; demokrasi ayıbıdır.

Suç duyurusunun muhatapları olarak: İl ve İlçe Seçim Kurulları başkan ve üyeleri ile sandık kurulu başkan ve üyelerini, valileri, kaymakamları sayabiliriz.

123 sandıkta usulsüzlük olduğu iddiaları doğru ise muhatapların sayısı bin kişi civarındadır. Bakalım kabak; kimin, kimlerin başına patlayacak? Yaşayıp göreceğiz. Saygılarımla. 12.05.2019

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.