Yukarı Çık

FEZA

12 Haziran 2019 Çarşamba 13:56:33
113 kez okundu.

İnternet ile ne zaman tanıştım tam bilmiyorum. Zannedersem on beş yılı geçti. Bu zaman zarfında hiç oyun oynamadım. O bildiğiniz tavla, okey ve benim ismini bilmediğim pek çok oyun beni hiç bağlamadı.

Ben köylüyüm, ömrümün büyük bir bölümü köyde geçti ama çocukluğumdan beri okumaya meraklıyım ve okuyorum.

Bizim manevi yönü kuvvetli olan milletimizin yerde bulduğu Arapça yazılı sigara kâğıdını alıp, öpüp başına koyduğu gibi bende bulduğum her yazıyı ve kitabı okuyorum.

En ilginç okuma şeklim ise, cebimde ekmek parası yokken Beyoğlu kitapçılarında küçük boy ince kitapları ayaküzeri bir kaç günde okumak olmuştur. Kitabı inceler gibi yapıp bir kaç gün gelip gidip okuyordum. Yani kitap hırsızı değil de bilgi hırsızlığı yapıyordum.

Kitaplarından başka makalelerini de takip ettiğim ve çok değerli bulduğum yazarlar var. Ülkemizin sivri kalemlerinden biri olarak tanıdığım Feza Tiryaki hanımefendi bunlardan biri. Kendisi emekli bir öğretmen. Sivri bir kalem olduğu için Banu Avar gibi o da bizim basınımızda yer bulamıyor.

Feza hanımla aramızda bir arkadaş, ana oğul, abla kardeş gibi bir sıcaklık var. Aslında birbirimizi tanımıyoruz ama birbirimizin yazılarını takip ediyoruz ve bazen özelden birbirimizin yazıları hakkında eleştiri yapıyoruz. Kendisi benim saygı duyduğum, yazılarını takdir ettiğim bir yazar. Feza hanım bir kaç gün yazmasa başına bir şey mi geldi, hastalandı mı acaba diye endişeleniyorum. İnsan değer verdiği insanları merak ediyor. O merak edilmesi gereken bir Feza.

Günümüzde her şey para oldu. Para, yazarçizer takımında da çok sevilir olduğu için yazarlarımız bilgilerini ve gönüllerini değil de para getirecek şeyler yazmaya başladılar. Genlerimizde ki İmparatorluk alışkanlıklarıyla güç sahiplerinden yana yazmak karlı oldu. Herhalde bunun adı güce tapmak.

Fakat ülkemizin Cengiz Özakıncı, Banu Avar, Feza Tiryaki ve Metin Aydoğan gibi eğilmeyen, bükülmeyen, milli düşünceli ve ülkenin geleceğinin endişesiyle okurları aydınlatmaya çalışan birçok araştırmacı yazarlarımız var.

Bazen düşünüyorum; milletini ve vatanını seven, vatanı dört bir yandan kuşatılırken gelecek tehlikelerin farkındalığıyla tedirgin olup halkı uyandırmaya çalışan bu yazarlarımız kadar siyaset adamlarımız duyarlı mı?

Siyasetçilerimize bakarsak, memlekette her şey güllük gülistanlık.

Varsa yoksa koltuk.

Ne var bu koltuklarda?

Oturana ne faydası var, ne işe yarar?

Bırakın bu koltuk sevdasını, biraz toprağa oturun ki negatif enerjilerinizden kurtulun. Kurtulun ki, millete hizmette ve hayırlarda yarışabilesiniz.

Bizim millet “Müslümanız” der ama Kuran okumaz. Türküm ve Milliyetçiyim der ama tarih bilmez. Atatürkçüyüm der, Cumhuriyet tarihini bilmez. Yediden yetmişe, köylüsü şehirlisi, hızlı particiyiz ama siyaset bilmeyiz. Oysa bizim memleketimizin çok değerli tarihçileri ve din bilginleri var. Fakat biz bunları okumayız da tarihi dizi filmlerden, dinimizi de cübbelilerden ve beyni paradan başka bir şey görmeyen ilahiyatçılardan öğreniriz.

Kuran’da Tanrı, “Beni ilim sahipleri tanır ve benden korkar. Cahil beni tanımaz ve korkmaz” der. Evet, ilim sahibi olmak ve Tanrı’dan korkmak gerekir. Tanrıdan korkmayan, sahip olduğu ilmi insanlığın aleyhine kullanabilir.

İlim sahibine düşen, elindeki malzemeyle yemek yapıp insanları doyurmaktır. Cahil din adamına da cübbesinin cebini doldurmak düşer.

Evet, hepimiz az konuşup bolca düşünmeliyiz. Çok konuşanların dilinden dökülenlerden insanlığa hayır mı gelir?

“İşi ehline verin” diyen Kuran’a uymayanlar, acaba hangi dindendir?

08 Haziran 2019

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.