Yukarı Çık

Nazım Hikmet’in 54. Ölüm Yıldönümü Anması

15 Eylül 2017 Cuma 11:06:17
347 kez okundu.

İstanbul Barosu Gezi Kolu'nun düzenlemiş olduğu Moskova-Petersburg gezisine eşimle birlikte katıldık. Gezi 2-8Haziran 2017 günlerini kapsıyordu. Gezimizin ikinci gününü dostlarımla paylaşmak istedim.

3Haziran2017 sabahı büyük bir heyecanla uyandık ve otelde yaptığımız kahvaltının ardından otobüse binerek şiirimizin ve dünya şiirinin dev ismi Nazım Hikmet'in mezarının bulunduğu Novodevichy Mezarlığı'na doğru yola koyulduk.

Mezarlığa girdiğimizde gördüğüm kalabalık beni şaşırttı. Yüzlerce insan Nazım'ın mezarı başında toplanmış, bir yandan da gelmeye devam ediyorlardı. Meğer 3 Haziran 2017 Nazım Hikmet'in 54. Ölüm yıldönümüymüş. İstanbul Barosu bilerek geziyi bu tarihe ayarlamış. Bir gün önce otobüste dağıtılan tur programıyla ilgili broşürü okumaya fırsat bulamadığım için anmayı grup olarak yapacağımızı sanıyordum.

Rus ve Türk İş Adamları Derneği ve Nazım Hikmet Vakfı ortaklaşa bir anma programı hazırlamışlar.

Doğaldır ki coşkumuz ve hüznümüz ikiye katlandı. Kenarda büyük bir masa, üzerinde kırmızı karanfiller ve Nazım rozetleriyle bizi bekliyordu. Aldığımız karanfilleri Nazım Hikmet'in mezarına bıraktık. Rozetleri de yakalarımıza taktık. Ben İstanbul'dan getirdiğim bir avuç vatan toprağını Nazım Hikmet'in mezarına döktüm. Türkiye'den birçok Nazım dostu aramızdaydı. Zülfü Livaneli, RutkayAziz, Sunay Akın, Nebil Özgentürk,Ahmet Mümtaz Taylan ve adlarını anımsayamadığım birçok dost aramızdaydı. “Dostlarınarasında, güneşin sofrasındaydık" Rus ve Türk İş Adamları Derneği Başkanı, Kutlama Komitesi Başkanı, ZülfüLivaneli, Rutkay Aziz, Sunay Akın, Nebil Özgentürk, Ahmet Mümtaz Taylan coşku ve duygu dolu konuşmalar yaptılar. Bazı dostlar dolu gözlerle bazıları gözyaşları içinde konuşmaları dinlediler. Hep birlikte “Dörtnala gelip Uzak Asya'dan Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan bu memleket bizim" diye başlayan ve "Yaşamak, bir o ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine bu hasret bizim" diye biten şiirini hep bir ağızdan okuduk. "Karlı kayın ormanında yürüyorum geceleyin" şarkısını dev bir koro eşliğinde Moskova göklerini inletircesine söyledik. HerkesNazım'dan dizeler dile getiriyordu. Coşkumuzun doruklarına çıktık. Sevgili Rutkay Aziz, bu yıl kaybettiğimiz büyük sanatçı Tarık Akan'ın mezarından getirdiği bir avuç vatan toprağını Nazım'ın mezarına bıraktı ve Tarık Akan'ın mezarına götürmek üzere Nazım'ın mezarından bir avuç toprak aldı.

Size biraz Novodevichy'den söz etmek istiyorum.1524 Yılında Smolensk'in ele geçirilmesi anısına kurulmuş olan Novodevichy Manastırı'nın(Kızlar Manastırı diye de biliniyor) en büyük katedrali Smolensk Katedral'idir. Burada manastırla aynı adı taşıyan bir park var. Parkın içinde bir göl yer alıyor.Çaykovsky'nin Kuğu Gölü Balesi adlı eserini burada yazdığı söyleniyor. Manastırın ve aynı adı taşıyan parkın yanında onlardan bir duvarla ayrılan bir mezarlık var. Burası mezarlıktan çok bir açık hava müzesini andırıyor. Ana kapıdan girince, mezarlığın sonuna kadar giden bir ana yol var. Bu yoldan sağa ve sola 1,5-2m genişliğinde yollar ayrılıyor. Bu yollar üzerinde sağlı sollu mezarlar yer alıyor. Ayrımsız her mezarda ya bir büst, ya da bir heykel yer alıyor.(ölene ait) Rus devlet adamları, Rus edebiyatının dev isimleri, ünlü sanatçılar hep burada yatıyor. Latin harfleri kullanılsa birçok tanıdığa rastlayabilirsiniz. Ben dolaşırken ünlü edebiyat adamı Puşkin ve devlet başkanlığı yapmış Kruşçev'in mezarlarına rastladım. Mezarlık yemyeşil ve leylak ağaçlarıyla dolu, ortalık burcu burcu leylak kokuyor. Mezarlık duvarlarındaki bölmelerde yakılmış ölülerin külleri saklanıyor. Mezarlıkta dikkatimi çeken bir şey oldu. Sadece Nazım Hikmet'in mezarının bulunduğu yol çok geniş bırakılmıştı. Mezarlık planlanırken yıllar sonra burada kitlesel anma programları yapılabileceği mi düşünülmüştü. Bu sorunun çengeli kafamın bir yerlerinde asılı kaldı

Bütün güzelliklere karşın Nazım'ın büyük yalnızlığını duyumsadım Novodevichy'de. "Bir Anadolu mezarlığına gömün beni, taş maş da istemez hani, uyarına gelirse başucumda bir çınar ağacı olursa yeter" diyen vasiyetini anımsadım. Bu arada Nazım'ın başucunda vakfın diktiği bir çınar da var. Nebil Özgentürk mezarlıkta yaptığı konuşmada Nazım'ın vasiyetinin artık yerine getirilmesi gerektiğini ve Anadolu’ya götürülmesini istedi.

Bizi bekleyen ikinci bir sürpriz de gece verilecek olan Nazım Hikmet'i Anma Konseriydi.Gece konser salonuna gittiğimizde salon hıncahınç doluydu. Yerlerimiz önceden ayırtıldığı için yer problemimiz olmadı. Nebil Özgentürk'ün hazırladığı belgesel programıyla başladı gece. Ahmet Mümtaz Taylan'ın okuduğu Nazım şiirleri gecemizi renklendirdi. Zülfü Livaneli ve Rutkay Aziz yaptıkları kısa konuşmalarla bizleri duygulandırdılar. Livaneli; gündüz mezarlıkta okuduğu “Nazım Hikmet şahdamarı şiirimizin" adlı şiirini tekrar okudu.

Sunay Akın; her biri ayrı bir konuyu anlatan öyküleri dramatize ederek bizleri çok uzaklara götürdü.

Zülfü Livaneli'nin kardeşinin kurduğu orkestra Nazım şarkılarından oluşan bir repertuar sundular. Orkestra ve iki solist de çok başarılıydı. Gecenin en duygulu anı, Türkiye'de sergi açılışında öldürülen, Rus Büyük Elçisi Karlov'un eşine plaket verilme anıydı.

Program bitiminde gündüz gibi bir Moskova akşamına çıkmıştık. Saat 10 olmasına karşın ortalık apaydınlıktı. Rusya beyaz geceleri yaşıyordu. Yaşamımızda "Ben de oradaydım" dediğimiz günler vardır. Bu da benim için öyle bir gündü. Dağarcığımın bir köşesine kaydettiğim unutulmaz bir gün. "Ben de oradaydım."

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.