Yukarı Çık

Ravza-i Mutahhara’daki Türkler

9 Ağustos 2018 Perşembe 11:41:00
70 kez okundu.

Değerli romancı Orhan Yeniaras’ın"Fahrettin Paşa Medine Savunması" romanında, askerimizin 1’inci Cihan Savaşı’ndaki, Suriye’deki muharebeleri anlatılmaktadır.

Osmanlı Devletinin girmek zorunda bırakıldığı 1’inci Cihan Savaşı’nda askerimiz çok büyük kahramanlıklar göstermiştir. Çanakkale’de destan yazmış, Yemen’de kırılmış, her cephede kahramanca savaşmış fakat devletinin yıkılmasını yine de önleyememiştir.

621 yıllık Osmanlı Devleti tarihi, karada ve denizlerde kazanılan büyük zaferlerle süslenmiştir. Ancak 1’inci Cihan Savaşı’nda artık, imparatorluk son anlarını yaşamaktadır. Son anlarında da düşmanlarını bile hayran bırakan kahramanlıkla savaşmış, yıkılışında da destansı kahramanlıklar göstermiştir.

Bir yiğit, nasıl girdiği çeşitli savaşlarda büyük kahramanlıklar göstermiş sonunda da kahramanca savaşarak şehit olmuşsa, Devlet-i Aliye’nin yıkılışını da bir kahramanın ölümüne benzetebiliriz.

Tarihimiz kahramanlıklarla doludur

Tarihimizde bu çeşit kahramanlar çoktur. Barbaros Hayrettin Paşa’nın ağabeyi olan Cezayir’de müstakil devlet kuran Oruç Reis de bunlardan biridir.

Oruç Reis, Tlemsen’i fethetmiştir. Tlemsen, Kuzey Afrika’da stratejik öneme haiz bir kaledir. İspanya bu kalenin alınmasını mutlak surette istemektedir. Kalenin üzerine kalabalık bir ordu gönderir. Kalabalık İspanyol Ordusu Tlemsen’e gelince, kalede bulunan Arap savaşçılar kaleyi hemen terk ederler. Reis’in yanında az sayıda Türk levendi kalmıştır. İspanyollar teslim olmasını teklif ederler. Oruç Reis teklifi ret eder. Leventlerin azlığına rağmen, İspanyollar kaleye giremezler. Ancak leventlerden yarısından çoğu şehit olmuştur. Yaralılar da vardır. Oruç Reis kaleden çıkmayı ve kaçmayı planlar. Planını uygular. Düşman hatlarının zayıf bulunduğu bir yerden kuşatmayı deler ve leventleri ile uzaklaşır. Fakat İspanyollar Oruç Reis’in kaleden ayrıldığını ve kaçtığını anlamıştır. Hemen arkasına düşerler.

Yiğitlerinin Reis Baba diye isimlendirdiği Oruç Reis’in leventleri yorgundur. İçlerinde yaralılarda vardır. Önlerinde bir köprü vardır. O köprüyü geçerlerse kurtulacakları muhakkaktır. Oruç Reis köprüyü geçmiştir. Fakat İspanyollar arkada kalan yorgun ve yaralı leventlere yetişmişlerdir. “Baba Reis bizi bırakır da nereye gidersin?” diye seslenirler. Leventlerinin yardım istediği Oruç Reis hemen geri döner, yardımlarına koşar.

Çarpışma çok çetin olur, yaralı leventler aslanlar gibi çarpışırlar, hepsi teker teker şehit olur. Oruç Reis, İspanyol Ordusu’nun karşısında tek başına kalmıştır. İspanyollar askerleri bu tek kollu kahramanın karşısında aciz kalmışlardır, uzaktan kargı atarak şehit ederler.

Fakat Oruç Reis’in kahramanlığına hepsi hayran kalmıştır. Kumandanlarının emriyle yerde cansız yatan bu büyük kahramanı silahlarıyla selamlarlar.

Tarihi zaferlerle süslü Osmanlı Devleti’nin yıkılışı da muhteşem olmuştur. Yıkılmamak için direnmiş, büyük zaferler kazanmıştır. İşte bu sebeple, ben, Osmanlı Türk Cihan Devleti’nin yıkılışını büyük kahramanlarımızın ölümüne benzetiyorum.

Cihan harbinde casuslar savaşı

Romanda, askerimizin Suriye cephesindeki savaşları anlatılıyor. Suriye cephesinde de çok başarılıyız. Kut-ül Amare Muharebesi, Suriye Cephesinde İngilizlerle yapılmıştır. Mehmetçik Kut’ül Amare’de İngiliz Ordusu’nu mağlup etmiş, büyük bir zafer kazanmıştır. 13 bin İngiliz askeri generalleri ile birlikte teslim alınmıştır.

Kut’ül Amare Muharebesi’nde ordumuzu Enver Paşa’nın kendisinden yaşça küçük olan amcası Halit Paşa yönetmiştir. Kitapta Kut’ül Amare Muharebesi anlatılmamaktadır. Kitabın kahramanları yaşamış gerçek kahramanlardır. Kitabın yazarı Orhan Yeniaras ile konuştum. Romanın kahramanlarında Kara Memil’in soyu bugün İstanbul’da yaşamaktadır.

Kara Memil, Teşkilat-ı Mahsusa’nın başkanı Kuşçubaşı Eşref’in emrinde çalışan kahraman bir askerdir. Askerliğe er olarak girmiş, gösterdiği üstün başarılar sebebiyle albay rütbesine kadar yükseltilmiştir. Görevini eksiksiz yapmak için her tehlikeyi göze alır. Vatanını savunmak için ölümü göze alan bu kahraman adam, cephede göğüs göğüse savaştığı düşmanlarına karşı da anlayışlı ve âlicenaptır.

İngilizlerin meşhur Lawrence’in yakın dostu bombacı Newcombe vardır. Görevleri icabı Kara Memil’le iki defa karşı karşıya gelirler. Öldürecek pozisyonda iken, görevini yapıyor düşüncesi ile Kara Memil, Newcombe’yi öldürmez. Medine savunması sırasında bombacı ilebir daha karşılaşırlar ve Newcombe’yi esir alır. Bombacı öldürüleceğini düşünmektedir. Kara Memil bombacıyı yine öldürmez.

Aradan yıllar geçer, 1’inci Cihan Savaşı bitmiş, Osmanlı Türk Cihan Devleti yıkılmış, Cumhuriyet kurulmuştur. Bombacı Newcombe evlenmiştir. Karısına başından geçenleri anlatır “Ben insanlığı Türklerden öğrendim” diyecektir. Kara Memil’i ziyaret etmek için İstanbul’a gelir. Kara Memil görevi sebebiyle Rusya’da olduğu için görüşemezler. Bombacı İstanbul’da Kara Memil’in yakın arkadaşlarından yine Teşkilat-ı Mahsusa’da çalışan Malaka Mustafa’yı bulur. Malaka Mustafa bu eski düşmanını bir hafta kadar evinde ağırlar.

Suriye’de İngilizlerin iyi yetişmiş casusları vardır ve başarılı olmalarındacasusluk teşkilatlarının önemi büyüktür. Bizim Teşkilat- Mahsusa’mızda Suriye’de önemli işler başarmış. İngilizlerin birçok hamlesini boşa çıkarmıştır.

Kızıldeniz kıyısındaki Yenbu kenti stratejik bir öneme haizdir. İngilizler bu kenti ele geçirmek istemektedirler. Kentte, hangi mezhepten olursa olsunbütün kent sahiplerinin sevdiği, Merkez Cami İmamı Seyit Süleyman Efendi vardır. Seyit Süleyman Efendi Şafi mezhebinden olmasına rağmen, kentin Şiileri de, Malikileri de kendini sever sayardı. Yenbu da iç barışın simgesi gibidir. İngilizler, Seyit Süleyman Efendi öldürülürse kentin karışacağını ve şehrin bu surette kolayca düşürüleceğini hesaplamışlardı.

Öyle de oldu. Bir gece Seyit Süleyman Efendi kimin attığı belli olmayan bir kurşunla öldürüldü. Aynı gün İngilizler uçaktan, Süleyman Efendi’yi öldürenin Terzi Ali Hasan olduğunu yazan bildirileri Yenbu üzerine bıraktılar. Terzi Ali Hasan Efendi, Şiilerin seyit olduğuna inandıkları itibarlı bir esnaftı. Şiiler ile Şafi ve Malikilerin kapışması an meselesi idi.

Kara Memil hemen bir plan yaptı. Yenbu Kumandanı da tanıdığı biri idi. Yenbu kumandanı dağıtılan bildirileri toplatmak istiyordu. Bildirilerin toplatılmasına mani oldu. Bu arada Yenbu da kendisi ile bulunan fakat kendisi ile birlikte gözükmeyen emrinde çalışan Malaka Mustafa’ya gitti. Malaka Mustafa sarı saçlı ve mavi gözlüydü. Arkadaşına planını anlattı. “Biraz İngiliz’e benziyorsun seni Seyit Süleyman’ı öldüren kişi olarak tutuklayacağım. Sen de herkesin önünde Seyit Süleyman’ın Allenby’ninemriyle ben öldürdüm diye itirafta bulunacaksın. Seni cezaevine koyacaklar. Ben seni cezaevinden kaçıracağım” der.

Malaka Mustafa hiç itirazsız olur der. Tutuklanır, halkın önünde “Seyit Süleyman’ı aldığım emir üzerine ben öldürdüm” der ve cezaevine yollanır.

Kara Memil aynı gece Malaka Mustafa’yı cezaevinden gizlice kaçırır ve emniyette olacağı Medine’ye yollar.

Malaka Mustafa’nın yaptığı büyük fedakârlıktı. Kara Memil planında başarılı olmasa ve onu cezaevinden kaçıramasaydı öldürüleceği muhakkaktı. Teşkilat-ı Mahsusa’nın iki kahraman üyesinin, her türlü tehlike karşı yaptığı operasyonla halkın birbirine girmesi, belki yüzlerce insanın ölmesi önlenmiş. İngilizlerin oyunu bozulmuştu.

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.